MEVKİ VE MAKAMIN SOSYAL YAŞAMDAKİ ROLÜ
Ne zaman toplumdan söz edilse mevki, makam, rol ve statü kavramları akla gelmektedir. İnsanlar yaşadıkları toplum içinde bilgi, beceri, mal vb. kazanımları ile toplumda belli statü, yer, makam ve mevkiler elde ederler. Böylece amir, müdür, memur, yöneten, yönetilen, patron, işçi, büyük küçük ve benzeri sıfatlar alır, görevler üstlenir, çeşitli mevki ve makamlara gelirler. Hatta bu kazanımlar için kendisiyle ve başkasıyla açık ve gizli bir yarış içindedirler. Hemen hemen herkeste az ya da çok bir mevki ve makam hırsı, yani baş olma sevdası vardır. Bu toplumsal yaşantının bir gereğidir. Önemli olan bu sevdanın olmaması değil, bu sevda uğruna başta kendisi olmak üzere çevresindekilere zarar vermeden emeline ulaşmasıdır. Kırmadan, dökmeden, alın teriyle, sahip olduğu yetenekleri geliştirerek, yani hak ederek toplumdaki yerini almasıdır. Mevki ve makamlar böyle kazanılırsa, o kimseler, toplum tarafından kabul edilen, varlıklarına saygı duyulan, sözleri dinlenilen kimse olurlar. İşte o zaman toplumda hizmetin nitelikleri yükselir, daha fazla artı değer yaratılır, böylece de insanlar mutlu ve toplum da huzurlu olur.
Mevki ve makamları, hak ederek değil, hak etmeden, yalan dolan, hile, kayrılma ve güç kullanma gibi yollarla elde edenler, varlıklarını kabul edilemez yol ve yöntemler kullanarak sürdürmeye çalışacağından; başta o kimse olmak üzere tüm toplum huzursuz olur. Bu nedenle insanlar, hak, hukuk ve nefaset ilkelerinin yanında, toplumun temel dinamiklerini oluşturan ahlak ve görgü kurallarının gereğini anlar, ona göre davranır ve beklentilerine de ona göre yön verirse, işte o zaman toplumsan barışa katkıda bulunur ve ahenkli birlikteliğin hazzına varır. Böylelikle de insan olmanın gereğini yerine getirmenin mutluluğunu yaşar.
Mevki ve makamı elde etmedeki uygun yol ve yöntem kadar, o mevki ve makama geldikten sonraki davranış da oldukça önemlidir. O kimse, işgal ettiği yeri bireysel egoizmini doyurmak ve insanlara hükmetmek için değil, topluma hizmet için kullanmalıdır. İşte o zaman bulundukları yerden güç alan değil, oraya anlam ve önem katan kimseler olur. Peygamber efendimizin “Bir saat adalet ile idarecilik yapmak, altmış sene nafile ibadet yapmaktan daha iyidir” sözü bunu anlatmaya yeter sanırım, değil mi?
Bu güne kadar yapılan tüm bilimsel araştırmaların vardığı ortak sonuç, toplusal huzurun ve mutluluğun var olması kadar sürekliliği için de; toplumda rol ve statülerin hak edilerek elde edilmesi ve yetki kullanımında insani ve evrensel değerlerin temel alınması gerektiğini yönündedir. Adam kayırmak ve adama göre iş vermek kültürümüzce uygun olmadığı gibi bilimsel olarak da uygun değildir. Bir kişi hakkında değerlendirme yaparken, o kişinin o mevki ve makama uygun olup olmadığına dikkat etmek mecburiyetindeyiz. Allah (CC.)’un “bize, mevki ve makamları ehli olanlara vermemizi ve insanları yönetirken adaletle davranmanızı” (Kur’an-ı Kerim Nisa Süresi 58. ayeti) buyurmasının hikmeti bu değil mi, ne dersiniz?
Sömürünün, ayrımcılığın olmadığı, insanın önemli ve anlamlı olduğu, insanca yaşama ortamının oluştuğu, tüm insanlığın kucaklaştığı bir dünya için var olan HOŞGÖRÜ VE SEVGİ OCAĞI DEĞNEĞİ’nin ilkelerinden biri de “Ülkemizde mevki ve makamın değil, insani değerlerin egemen olmasını” için çalışmaktır. Gönlünde zerre kadar da olsa insan sevgisi bulunan herkesi, birlik ve beraberliğin mayası, hoşgörü, sevgi ve saygının okulu
HOŞGÖRÜ VE SEVGİ OCAĞI 'nda el ele vererek tek bir gönül olup bu ideali geçekleştirmeye çağırıyoruz.